Geldiğim bu yer neresi bilmiyorum. Kelimelerin anlamını yitirdiği, artık tükendiği yerdeyim. Keşke geçmişimle bir bağlantı kurabilseydim, şu olup biteni, üzerimde süregeleni hayallerimle ilişkilendirebilseydim. En güzel anların kokularını getiren bu rüzgar saçlarına dokunurken -sıcak havada- beni sadece soğuğuyla teselli ediyor gibiydi. Yanımda duvar ve bu sefer ötesinde o, anlatmaya başladım.

Önce hayatımda bir suçlu aramaya başladım. Sürekli suçu birilerine atıyordum ama  zincirin başını, her şeyin sorumlusunu bulmalıydım. Oturdum, düşündüm düşündüm… Önce kendimle başladım ama bir başkasına bağlanıyordu, sonra bir başkasına, ablama, üvey babama, anneme, sonra babama, babamın ölmesine, sonra kadere… Öyle kalakalıyordun orda! Peki kader; babam babasızdı, annem babasız, ben babasız sonra benim çocuğum da babasız, bu kadarı fazla değil mi?

Her şeyi değiştirebilecek tek bir kişi vardı, hiçbir şey yapmadı. Sadece ağladı, şikayet etti, memnun olmadı ve en çok da parayı sevdi. O yüzden yaşanacaklar kaçınılmazdı.

İyi birisi olmak için ahmak veya aptal olduk… Verilen her görevi, sorumluluğu hayatımızın en üst seviyesinde tutup yerine getirmeye çalıştık. Mesela viski içerken bir kadına sakso çektirmek yerine onu dinlemeye, anlamaya çalıştık.

– Bu geldiğin yer duvar. İstersen orada olduğu gibi kalır, istersen bu tarafa geçebilirsin, -dedi.
– Seni gördüğüme, duyduğuma o kadar sevindim ki, çok kötü ve zor durumdayım, -dedim.
– Sen benim gerçek olduğumu mu sandın?
– O kadar ahmak değilim, sen de herkes gibisin!
– Seni buraya, sınıra, bu duvara getirmek çok kolay oldu.
– Sağlam bir temelin üzerine tuğlaları dizersin sonra betonu atarsın ve son olarak boya ile her şeyi bitirmeden önce, duvar çatlamasın diye su dökersin. Sana hepsinin anlamını söylemeliyim: Temel büyüdüğün ev, tuğlalar ise kendi kurduğun; beton çaban ve üzerine döktüğün su da sevgi. Eğer sevgi olmazsa hep çatlaksın.

Grafik: Tayfun Şimşek
Tarih: 2025