Yer, gök maviydi. Birbirlerinden ayrılmıyor, taşıdıkları hafif buğu ile tam olarak göstermiyorlardı kendilerini. O mavi dağın yamacı, nasıl oluyorsa, bu yakında yeşil oluyor ve etrafı dolduran kalabalık mavi dağa doğru önce belli belirsiz oluyor sonra kayboluyordu.
Bahçede, Eylül ayının sonunda, hala yeşil bir ağacın altında tabut uzanıyordu. Kalabalık, kıpırdamadan tabutun etrafında dikiliyordu. Kimse ağlamıyordu; bir ıslak, düşmemek için direniyordu, gökyüzünde ya da gözlerimizde… Benim çığlıklarım, bağırışlarım, tüm kelimelerim, bekleyenlere çarpıp maviliklerde yankılanırken gözyaşlarım da gözlerimde renksiz, havada mavi, toprağa siyah olup karışıyordu.
Tabutu alıp yola çıktılar, sonra rüyamda bile görememiştim babamı. Elinin, kolunun, gözünün olmaması gibi bir şey bu. Hiçbirinin olmaması gibi bir şey. Hiçbiri olmasaydı keşke, ben olmasaydım.
09.03.2005