Bir zamanlar Shakira diye bir şarkıcı varmış. Bir futbolcuyla evlenir ve nasıl oluyorsa o bile aldatılır. Shakira da “Rolex’i Casio’ya değiştin” gibi bir içerikli, göndermeli şarkı yazar. Futbolcu koca, bileğinde Casio ile buna çok kolay karşılık verdi.
Bu günlükte Rolex’den ne kadar bahsedebilirim bilmiyorum ama Casio’nun hikayesi burada başlıyor. 1991 Yılında ilk Casio saatimi aldım. Bugün hala satışı olan CA53W-1 modeli neredeyse terk edilmiş bir pasajda tozlu, küçücük bir dükkandan 125 bin Lira olan saati uzun bir pazarlıkla yalvar yakar 110 bin Liraya almıştık.

Üzerinde küçüçük düğmeleri vardı. Hesap makinesi vardı. Işığı yoktu, bir bakışta tarih okunmuyordu. Saate bakma, okuma, zamanı takip etme alışkanlığımın temeliydi. Bu arada ablam sınavlarında kopya çekmek, hesap yapabilmek için benden saatimi alıp duruyordu.
Saati 2 yada 3 sene kadar taktım. Sonra ekranı gitti, pili bitmişti. İçini çok merak ediyordum ama açmadım, cesaret edemedim. Zaten o zamanlar her çeşit pili rahatlıkla bulabileceğin marketler, alış-veriş siteleri yoktu.
Saatçiye götürdük. Pili değişti ve bir hafta içinde camında su buharı ile ekran tekrar gitti. Kuruttum çalıştı ama ekran daha soluktu, yine bir süre sonra su buharı ve ekran daha sönük. Evet Casio saatin en büyük sorunuydu bu. İyi bir saatçiyi bulamazsan -ki günümüzde bile çok- saatin pili değiştiğinde su alıyordu.
Ortaokul zamanlarımda yelpaze genişlemeye başladı. Doksanlı yılların başında Casio’nun bugün retro diye tabir edilen efsane modelleri gelmeye başladı. Ayrıca bu saatin alarm ve saat başı sesi (çan, chime) yeni gelen canavar kadar çıkmıyordu. O da bir sonraki yazımda.
0 Yorum